Yazı Boyutu

Mutluluğa Dair

MUTLULUK SIRLARI

Şeytan hiç boş durmaz, bütün gücüyle sizi Allah’ın yolunda huzursuz ve tedirgin etmeye çalışır. Ona bütün kapılarınızı kapatmak zorundasınız. Her güzelliği çirkinlik olarak göstermek üzere her çirkinliği güzellik olarak göstermek üzere ve sizleri kendi yolunda tutabilmek üzere sonsuz bir gayretin içerisindedir, hiç vazgeçmez.

Biz size hangi güzellikten bahsetmişsek onu karartabilmek için her şeyi yapar. Burada önemli olan ona karşı mücadeleyi verebilmeniz. Bir, her açıdan sizi mutluluğunuz için dizayn edilmiş bir dünyada yaşadığınızı unutmayın. İki, Allah tarafından çok sevildiğinizi unutmayın, üç Allah’ın sizinle ilişkisinin sadece sizi mutlu kılmak istikametinde olduğunu unutmayın. Yani Allah mutluluğunuzdan başka bir şey istemez, şeytan da sadece mutsuz ve huzursuz olmanızı ister, herkesle kavgalı olmanızı ister. Kendi kendinizle kavgalı olmanızı ister, iç dünyanızda devamlı bir kavganın var olmasını, hiç bitmemesini ister.

Öyleyse bu dizayn içerisinde sizler mutluluğa ulaşabilmek için şeytanla mücadeleyi öğrenmelisiniz. Kendinize dikkate bakın, ibretle bakın ve sorun kendinize, şu anda mutlu musunuz? Bunun cevabını açık olarak vermelisiniz, eğer mutluluğu hissetmiyorsanız, yaşamıyorsanız bunun arkasında sadece şeytan var. Dikkat edin, öğrendikleriniz sadece sizin mutlu olmanıza açık pencerelerdir. Bu pencereleri yanlış düşüncelerle kapatmayın, perdelemeyin. İblis devamlı huzursuz olmanız için gayretin içinde.

Şu anda neden şikayet ettiğinizi kendi kendinize düşünün, nedir sizi mutsuz eden şey? Arkasında hep başkalarını göreceksiniz. Ve işte mutsuzluğunuzun arkasında yatan şey budur, başkalarını kendi mutluluğunuzdan sorumlu kılmak. Evvela evdekiler mutsuzluğunuzun bir sebebidir, anne, baba, çocuk vs. herkese göre mutsuzluğa açılan bir kapıyı şeytan hep aralık tutar. Siz annenizden, babanızdan, ebeveynler çocuklarından hep bir şeyler beklersiniz. Aslında beklediklerinizi alsanız da bir süre sonra yozlaşma yeniden kendini gösterecektir. Onlar size verildiği halde gene mutsuz olduğunuzu düşüneceksiniz, ne beklediğinizi bilmeden?

Evvela düşünce platformunuza şunu oturtmalısınız, neden yaratıldınız? Bunun bir tek sebebi var, mutlu olmak, cennet ve dünya saadetini yaşamak için yaratıldınız. Ayrıca, Allah fıtrat olarak yaratılışınızın bir hediyesi olarak bu mutluluğu yaşayabilme kabiliyetini verdi, bu fıtratı verdi. Yaratılışta size ihsan ettiği şey işte bu, hepiniz sizi mutlu edecek standartların sahibisiniz.

Bırakın evin dışına çıkmayı, evin içinde düşünün kendinizi. Ne bekliyorsunuz annenizden, babanızdan, çocuklarınızdan? Herkesi davranışlarında serbest bırakmak yerine, sizin arzularınıza hareket etmiyorlar diye onları suçlamak hakkının sahibi misiniz? Bir düşünün bakalım. Böyle yapmanızın sizin mutsuzluğunuzda ne kadar büyük bir rolü olduğunu biliyor musunuz? Başkalarından bir şeyler beklediğiniz zaman siz evvela kendinize sorun, ben onlara vermem lazım geleni verebiliyor muyum diye? Şikayet etmek şeytanın silahıdır, sizi şikayet zorlar, hiçbir hatanızı size söylemez. Size hep başkalarının hatalarını düşünce platformunda ulaştırır. Aslında size göre başkalarının hataları.

Belki etrafınızdaki insanların Allah ile olan yakın ilişkisini bile mutsuzluk vesilesi sayabilirsiniz. Size hasredilmesi gereken zamanı aileniz Allah’a hasrediyor ve bu sizin için şikâyet konusu oluyorsa, çok yanlış bir dizaynın içerisindesiniz. Siz de Allah ile meşgul olabilseniz, şikâyet etmek şöyle dursun, büyük bir mutluluk içinde yaşayacaksınız. Şikâyetlerinizi etrafınızdaki insanlara ulaştırarak, onları da sizin gibi mutsuzluk çukuruna atmak yanlış bir davranış biçimi olmuyor mu? Evvela bir düşünün, kimsiniz, niçin yaratıldınız, ne yapmanız lazım? Bir insansınız, yani kâinatta Allah’ın en çok sevdiği, üzerine titrediği mahlûk. Ve Allah bu mahlûktan sadece onu mutlu kılmayı istiyor, bu dünyada mutlu kılmak ve cennete göndermek.

Sorun kendinize, neden mutsuzsunuz? Neyiniz eksik, ekmeğiniz mi yok, suyunuz mu yok, barınağınız mı yok? Etrafınızdaki insanlardan size ulaşması gereken sevgiyi beklerken kendinize sordunuz mu, “acaba ben onlara sevgiyi ulaştırabiliyor muyum” diye. Siz nemelazımcı bir görüşle, herkes bana sevgi göstermeli diye düşündüğünüz zaman her faturanın ödendiğini hesaba almak mecburiyetindesiniz. Siz başkalarına sevginizi göstermedikçe onlardan sevgi beklemeye hakkınız olabilir mi? Onların sevgisini kazanmaya.

Kim şikayet ediyorsa evvela kendisine baksın, ne var kendisinde. Allah’a dönük olarak yapması gereken şeyleri acaba o kişi yapıyor mu? Allah için yaptığınız şeyler bilin ki hepsi aslında sizin içindir. Kendi şahsiyetiniz içindir. Zikr yapmak bir vazifedir, ama aynı zamanda zikr yapmanın mutluluğuna ulaşabilmek için bir haktır. Çünkü zikr yaptığınız zaman Allah’tan gelen nurları hak edersiniz. Bu hakkı vazifenizi yerine getirerek elde edersiniz.

Öyleyse, nasıl bir olgu bu, neden bahsediyoruz? Allah’ın güzelliklerinden, sevgiyi hak etmekten, mutluluğu hak etmekten. Siz başkalarına mutluluk vermeye mi çalışıyorsunuz, yoksa sıkılmış olan gönlünüzü başkalarının sıktığı konusunda kesin inancınızla daha karanlıklara mı gömülmek istiyorsunuz. Etrafınızdaki insanlardan mutluluğun mesajlarını alabilmeniz için sizin onlara mutluluk mesajları vermeniz lazım. Onlar sizin için size bir şey ifade etmiyor mu? Onlar size sizin beklediklerinizi vermeyen varlıklar olarak mı görünüyor. Eğer böyle görünüyorlarsa aynaya bakın, kendinize dikkatle bakın. Onlara onların beklediklerini vermeyen siz onlardan kendi beklediklerinizi istemek hakkını nasıl kendinizde görebilirsiniz.

Başlangıç daima sizsiniz. Siz başkalarına onların ihtiyacı olan güzel davranışları, onlara ulaştırmanız gereken sevgiyi, hoşgörüyü ulaştırmakla vazifelisiniz. Sizin mutluluğunuz için bu mutlaka gerekli. Bir şeylere sahip olduğunuz zaman, o sahip olduğunuz şeyin kıymetini çok iyi bilin. Bu sohbetleri bizlere sağlayan Allah’a çok şükredin ki, böyle bir vasıtayla Allah bizleri bir araya getiriyor.

İnsanın tabiatındaki ezelden beri mevcut olan yozlaşmaya dönük bir müessese var, şeytan bunu mutlaka kullanır. Sahip olduğunuz Allah’ın büyük ihsanları bir süre sonra size bir şey ifade etmez. Onu kaybetmedikçe sizin için ne kadar değerli olduğunu anlayamazsınız. Öyleyse dünyada neden yaşadığınızı dikkatle düşünün, mutlu olabilmenizin evvela size düşeni yapmaktan geçtiğini hiç unutmayın. Bütün insanlara şeytan başkalarından istemeyi öğretir, kendisi bir şey yapmadan başkalarından istemeyi öğretir. Ve bütün insanlara başkalarına bir şey vermemeleri için, onları mutlu edecek davranışlarda bulunmamaları için her şeyi yapar.

İşte, şu dünyada yaşıyorsanız eğer, bir insan olduğunuzu hiç unutmayın. Öyle insanlar olmalısınız ki size baktıkları zaman demeliler ki; o Mihr Vakfı’nın mensubudur, O herkese mutlaka iyilik yapmaya çalışır, başkaları için yaşar, başkalarının mutluluğunun kendi mutluluğunun bir vesilesi olduğunu öğrenmiştir. Ondan bütün insanlara sadece mutluluk ulaşır. Kendisi hakkında böyle konuşulan bir insan olmaya çalışın.

Güzellikleri yaşamanıza engel olan şey başkaları değil, sadece sizsiniz. Siz başkalarına mutluluk sunmadıkça onlardan size mutluluk sunmalarını bekleyemezsiniz. Böyle bir hakkın sahibi değilsiniz. Başkalarına mutluluk vermedikçe, beklenti içinde yaşayan, beklediklerine bir türlü kavuşamayan insanlar olursunuz.

Hepiniz Allah için, Bizim için çok kıymetlisiniz. O’nun sizden beklediği tek şey sizin mutlu olmanızdır. Her malın bir bedeli vardır. Mutluluğunuzu satın almak için bir fatura ödemek zorundasınız, bu fatura sizin başkalarına mutluluk ulaştırmanızdır. Mutsuz olmak çok kolay, etrafınızdakilerden şikayet edersiniz. Size iyi davranmadıklarından, beklediklerinizi size vermediklerinden, Allah ile olan işleri nedeniyle sizinle ilgilenmediklerinden bahsedebilirsiniz.

Herkes kendi hayatını yaşarken kainatın merkezidir. Etrafınızdaki herkes sadece sizin mutluluğunuz için vardır, herkes herkesin mutluluğu için yaratılmıştır. Ne zaman başkaları sizin mutluluk ağacınız olabilir? Siz etrafınızdakilerden herhangi birine mutluluk vermeye çalıştığınız andan itibaren siz mutlu bir insan olursunuz. Onlara mutluluk vermek üzere düşünce platformunda harekete geçtiğiniz andan itibaren. Ama siz başkalarının sizi mutlu etmesini bekliyorsanız, insanları size mutluluk vermiyor diye eleştiriyorsanız, haklı olduğunuzu iddia edebilir misiniz? O zaman şeytan tarafından nasıl aldatıldığınızı düşünün. Şeytan size hep iç dünyanızda başkalarının size karşı olan davranışlarından hep bir eksiklik olduğun düşüncesini size kabul ettirmeye çalışır. Etrafınızdaki insanları suçlamayı öğretir size.

Aynanızı başkalarına değil, kendinize çevirin. İbretle kendinize bakın. Onlar size istediklerinizi sağlamıyor diye düşünmek yerine, siz onlara onları mutlu edecek davranışlarda bulunuyor musunuz? Bu soruyu kendinize sorun. Siz insanlardan bir şey bekledikçe, insanlar da size o beklediğiniz şeyi vermedikçe, hep mutsuz üçgeni içerisinde yaşarsınız. Çünkü beklentiyi oluşturan nefsinizdir ve şeytan da nefsinizin afetlerini kullanarak sizinle beraberdir ve devamlı şer işlersiniz.

Mutsuz olduğunuz her evrede siz bir yanlışın içindesiniz. Başkalarını irdelemek, o insanları suçlamak son derece kolaydır. Eğer siz hata arıyorsanız herkeste hata bulabilirsiniz ama bu bulduğunuz hatalar sizi daha çok daha çok mutsuz edecektir. Hata aradığınız sürece çok yanlış bir şeyler yapıyorsunuz, o hataları yakalayıp onun yüzüne vurmayı düşünüyorsanız, bu nefsinizin ve şeytanın size ne derece hakim olduğunu gösteren bir delildir.

İnsanların hata yapmasını araştırmayın, hatalarını insanların yüzüne vurmayın. Her bu istikametteki gayretiniz sizi Allah’ın indinde küçültür. Şeytan böyle bir şeyi, başkalarının hatalarını araştırıp onların yüzlerine vurmayı, onların mutluluğu için yaptığınız izlenimini vermenizi ister. Oysa siz orada nefsinizi tatmin ediyorsunuz, hatasını yakaladığınız kişiye üstünlüğünüzü ispat etmeye çalışıyorsunuz. İnsanların hatalarını arayıp onların yüzlerine vuran insanlar olmayın. Ayrıca benim de hatamı bulurlar ve yüzüme vururlar diye her şeyi yapmaktan kaçınan insanlar da olmayın. Her ikisi de ekstremdir. Herkesle birlikte tabi davranışların içinde olun, aman kimse benim hatamı yakalamasın diye bir düşünceye girmeyin. Siz başkalarına iyilik etmek üzere yaşadığınız sürece, kimse sizin davranışlarınızda hata bulamaz. Başkalarının hatalarını arayan insanları Allah sevmez. Eğer başkalarına en nazik şekilde bile olsa hatalarını bildirmek istikametinde olan biriyseniz, çok yanlış bir yerdesiniz, siz bununla görevli değilsiniz.

Kardeşlerimiz soruyorlar, hata gördüğümüz zaman söylemeyecek miyiz? Size ben sual soruyorum şimdi, hataları yakalamak mı istiyorsunuz. İstediğiniz şey bu mu? Hatayı yakalayıp da hatayı yapana söylemek üzere mi yaşıyorsunuz. Siz başkalarının hatasınız aramak üzere harekete geçtiğiniz zaman, siz hayatınızı aman ben bir hata yapmayayım, başkaları beni tenkit etmesin, onların karşısında küçülmeyeyim diye düşünen bir zavallı olursunuz. Başkalarını mutlu etmek için yaşamazsınız, başkaları sizi mutsuz etmesin diye yaşarsınız. Böyle bir yanlış değil mi? Gerek sizin başkalarının hatalarını aramanız, gerek aman ben yanlış yapmayım da beni tenkit etmesinler diye yaşamanız, her ikisi de yanlış, her ikisi de nefsinizin tuzağı. Her ikisinde de başkalarından daha aşağı olmak istemiyorsunuz, daha üstün olmak istiyorsunuz.

Tüm bu negatif faktörlerden çıkış yolu var mıdır? Tabi var, hiç kendinizi zorlamanıza da gerek yok. Sadece başkalarına bir nebze mutluluk vermek için hayatınızı dizayn edin, sizin için başkaları kıymetli olsun. Onları mutlu etmek için yaşamaya başlayın. Onlara onların hoşuna gidecek bir şey söylemek, başkaları sizi tenkit etse de etmese de, bunu yapmak bir mutluluk vesilesidir. Başkalarının düşünceleri, sizin pozitife ulaşmanıza, Allah’ın güzelliklerine ulaşmanıza mani oluyorsa, bu sizin mutsuzluk vesikanızdır.

Her şey ve etrafınızdaki herkes sizin için sadece onlara mutluluğu ulaştırmak için bir vasıta olmalı ve onlar da sizin mutluluğunuzun bir vasıtası olmalı. Siz başkalarına mutluluk ulaştırmadıkça mutlu olamazsınız. Başkalarından beklentileriniz olduğu sürece, onlardan şikayet ettiğiniz sürece mutlu olamazsınız. Kimin başkasından bir beklentisi varsa, bu kişinin nefsinin afetidir ve kişiyi sadece mutsuz kılar.

Öyleyse her güzelliği yaşamaya çalışın, her şey sizin için. Siz başkaları için olun, başkalarını tenkit etmek için, onların yanlışlarını yakalamaya çalışan biri olmayın sakın. İnsanların kabusu olmayın. İşte falanca geliyor, şimdi benim hareketlerimi dikkatle izleyecek, yanlışımı yakalamaya çalışacak ve bana o yanlışımı söyleyerek bana haddimi bildirecek diye insanların düşünmesine sebebiyet verecek davranışlardan kaçının. Herkese yardım etmeye çalışın. Kim olursanız olun, daima bir sorumluluğunuzun olduğunu, bir görevin omuzlarınızda olduğunu hatırlayın. Sorumluluk alanınıza giren her şey en güzel şekilde dizayn etmeye çalışın. Bu sorumluluğunuzu yerine getirdikçe mutluluğu yaşamaya çalışın. Sorumluluklarınızı başkaları emrettiği için değil, siz içinizden geldiği için, o sorumluluğun gerektirdiği çalışmayı yaparsanız, o zaman mutluluk defterine imzayı atarsınız.

Hiçbir mutluluk almaktan geçmiyor, bütün mutluluklar vermekten geçer. Öyleyse siz hep veren el olun, başkalarını mutlu etmek üzere yaşantınızı şekillendirin. En güzele layıksınız, çünkü sizler Allah’ın yolundasınız. Öyleyse Allah’ın sizden neler istediğine dikkatle bakın. Allah ibadet etmenizi istiyor, zira ibadet size doyulmaz zevkler yaşatacaktır, eğer gerçek anlamda Allah’a yönelmeyi başarırsanız. Ama bu vazife angarya geliyorsa, ben bu vazifemi yapmazsam insanlar bana kötü bakar diye düşünüyorsanız, çok yanlış bir yoldasınız. Şu ibadeti yapayım da, ondaki o büyük zevki yaşayayım diye düşünmelisiniz. Ama şu namazı kılayım, üzerimden borç düşsün diye kılınan namaz bir angaryadır. Bir yükü üzerinizden atmak için bir gayrettir.

Her olayın daima iki cephesi vardır, mutsuzluk cephesi, mutluluk cephesi. Her olay sizin bakış açınıza göre şekillenir. Siz başkalarına hizmet için varsanız, olması gereken budur. Başkaları bana hizmet etsin diye düşünüyorsanız, o zaman mutsuzluğu elinizle davet ediyorsunuz demektir. Hiçbir zaman, hiçbir devrede mutlu olamazsınız. Sizin mutluluğunuz başkalarının size vereceği mutluluğa bağlı değildir. İnsanlar başkalarından kendilerine gelen mutluluk vesileleriyle değil, başkalarına yardım ve hizmet etmekle, onları mutlu etmekle mutlu olurlar. Kişilere iyilik yaptıktan sonra karşı tarafın mutluluk veya mutsuzluk mu duyar diye düşünmeniz doğru değildir. Karşı taraf doğru düşünme alışkanlığına sahip bir insansa, size teşekkür eder, mutlu olur. Aksi durumda, şeytan vasıtasıyla o kişinin gururu devreye girer ve mutsuz olur.

Şeytan kendinizi hep haklı göreceğiniz yüzlerce fikri size hep empoze eder. Bu fikirlerin ondan geldiğini aklınıza bile getirmezsiniz. Bu tarz kanaatler sizi yalnızca mutsuz kılar. Şeytanın size bütün olayları nasıl ters göstermeye çalıştığını anlatmak istiyorum. Bazı kardeşlerimiz, yanlış yapan kardeşlerimizin hatalarını gördüğümüzde susacak mıyız diye soruyor. Hayır, onların da güzeli yaşaması için onlara yardımda bulunun. Allah’ın bu konudaki emri, o insanların o yanlışlarını düzeltmek sadedinde onlara örnek olmanız lazım, siz davranışlarınızla onlara doğruyu gösterebilirsiniz. İblis ne yapar? Bu hatanın o kişiye söylenerek ondan üstün olduğunuzu ona ispatı sadedinde şeytan sizin yanlış davranışlarda bulunmanızı sağlar. Siz bir kişiye hatasınız bildirdiğinizde, niyetiniz ondan üstün olduğunuzu göstermek mi oluyor? Başkalarına bir şey öğretebilecek olan bir konunun bilgisinin sahibi olduğunu düşünelim. Başkalarına bunu anlatırken, öğretirken sizin hedefiniz ne? O insanlara onlardan üstün olduğunuzu mu ispata çalışıyorsunuz. Hele onlar sizin kadar ayet bilmiyorlarsa, onları küçültmeye, davranışlarınızla onları ezmeye hak sahibi olduğunuzu mu düşünüyorsunuz. Göreviniz onları küçültmek mi, yoksa Allah’ın size verdiği bir vazifeyi yaparak Allah’ın huzurunda mutlu olmak mı? Bu soruya kendi cephenizde cevap verin, kiminle karşılaşacaksınız. Her alanda iblis var, şeytan var, sizi her alanda bilmediğiniz yollardan tesir altına alıp sıfırlar. Siz mutlu olmaya layıksınız ama sakın şeytanın uşağı olmayın. Şeytan sizi yalnız bırakır, sizi doğru olduğunu zannettiğiniz düşüncelerin zebunu kılar ve bu durum ona doyulmaz zevkler verir.

En büyük düşmanınızın o olduğunu unutmayın, eğer sevgi içinde değilseniz, başkalarına karşı sevgi duyamıyorsanız, hatalı olan onlar değil sizsiniz. O insanları sevmeye çalışın, bağrınıza basmaya çalışın, onlara yardım etmeye çalışın. Ancak bu yardımların muhtevasında var olabilirsiniz. Yokluğunuzu var olmaya çevirin, Allah yolunda kendinizi başkalarının hizmetine tevazu ile hasretmeyi usul haline getirin. Hepinizin böyle yapmasının Bizi sonsuz bir mutluluğa ulaştıracağını bilmenizi istiyoruz. Öyleyse şeytana değil Allah’a kul olun.

Günün Ayeti

Rablerinin âyetlerine inananlar; Rablerine ortak tanımayanlar; Ve Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri çarparak yapanlar;
Mu'minun, - 58-60

Hava Durumu

ANKARA ANKARA
BURSA BURSA
İSTANBUL İSTANBUL
İZMİR İZMİR

Online Ziyaretci

Şu anda 1 konuk çevrimiçi

Ezan Vakti

Anket

Allaha ulaşma dileğini hiç duydunuz mu?