Ruhun Allah'a Ulaşması
9- RUHUN ALLAH'A ULAŞMASI ve TESLİMİ
9-1- 7 TARİKTEN OLUŞAN SIRAT-I MÜSTAKÎYM
-39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.
Nasıl dönüp teslim oluruz, Mürşidin gerekliliği;
-72/CİNN-14: Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn(kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrev raşedâ(raşeden).
Ve gerçekten bizden, (Allah’a) teslim olanlar da var ve bizden kasitun (kalpleri kasiyet bağlamış) olanlar da var. Artık kim (Allah’a) teslim olmuşsa (ruhunu teslim etmişse) işte onlar, irşad olmayı (nefsin ve iradenin teslimini) arayanlardır (dileyenlerdir).
-72/CİNN-15: Ve emmel kâsitûne fe kânû li cehenneme hatabâ(hataben).
Ve lâkin, kasitun olanlar (kalpleri zikirsizlikten kasiyet bağlayanlar), işte onlar cehenneme odun oldular.
-72/CİNN-16: Ve en levistekâmû alet tarîkati le eskaynâhum mâen gadekâ(gadekan).
Ve eğer onlar, tarikat üzere olarak (Allah’a) yönelselerdi, onları mutlaka bol su (rahmet) ile sulardık (bol bol rahmet ulaştırırdık) ki.
Tarik kelimesi Mü'minun Sûresi'nin 17. âyet-i kerîmesinde şöyle açıklanıyor:
-23/MU'MİNÛN-17: Ve lekad halaknâ fevkakum seb'a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîn(gâfilîne).
Ve andolsun ki Biz, sizin üzerinizde 7 yol yarattık ve Biz, yaratmaktan gâfil değiliz.
Bu 7 tarik 7 gök katını birbirine bağlayan 7 yoldur. Adı Tarik-i Müstakiym'dir. Bu yedili yol Allah'a ulaşan yoldur. Bu yollar TARİKAT'ı oluşturur. TARİKAT kelimesi TARİK kelimesinin çoğuludur. Ana dergaha ulaştıran sebiller, 7 tarik ve 7. kattaki 7 âlemden oluşan sebil ve Sitretül Münteha'dan Allah'? ulaştıran sebil, bunların hepsine birden, Sıtretül Münteha'ya kadar, Sırat-ı Müstakiym diyor Kur'ân-ı Kerîmimiz.
Ruh nefs tezkiyesinin kademelerine bağlı olarak bu yolda sülûk eder. Yolun doğrusunun sadece Allah tarafından gösterilebileceği beyan buyrulmaktadır.
9-2- İSTİANE İSTEMEK
-16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah’ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.
İstiâne yalnız Allah'dan istenir.
-1/FÂTİHA-4: Mâliki yevmid dîn(dîne).
Dîn gününün MALİK’idir.
-1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Allah’ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz
-1/FÂTİHA-6: İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane’n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet et (ulaştır).
Yardım Hacet namazı ile istenir.
-2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
-2/BAKARA-153: Yâ eyyuhellezîne âmenustainû bis sabri ves salât(salâti), innallâhe meas sâbirîn(sâbirîne).
Ey îmân edenler! Sabır ve namazla istiane isteyin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.
Buradaki namaz, hacet namazıdır. Hacet namazı ile Allah'dan mürşid taleb edilir ve mürşid kendilerine gösterilir. Mürşid bulunduktan sonra, onun vereceği reçete ile nefsin tezkiyesi, ruhun tedrisi, sülûku ve Allah'a ulaşıp teslim olması söz konusudur. Çünkü mürşid Allah'ın emri ile Allah'a ulaştıran kişidir.
-32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
Allah'a ulaşan kişinin cennete de ulaşacağı tabiidir.
-89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
-89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.
9-3- ALLAH'A EZELDE VERDİĞİMİZ 3 YEMİN
Rabbimiz kıyametteki durumumuzu bildiriyor.
-56/VÂKIA-7: Ve kuntum ezvâcen selâseh(selâseten).
Ve (o zaman) siz üç sınıfa ayrılmış olursunuz.
-56/VÂKIA-8: Fe ashâbul meymeneti mâ ashâbul meymeneh(meymeneti).
İşte ashabı meymene [meymene sahipleri, amel defteri (hayat filmleri) sağından verilen cennetlikler], (ama) ne ashabı meymene!
-56/VÂKIA-9: Ve ashâbul meş’emeti mâ ashâbul meş’emeh(meş’emeti).
Ve ashabı meşeme [meşeme sahipleri, amel defteri (hayat filmleri) solundan verilen cehennemlikler], (ama) ne ashabı meşeme!
-56/VÂKIA-10: Ves sâbikûnes sâbikûn(sâbikûne).
Ve sabikunlar (hayırlarda yarışıp ileri geçenler), sabikunlar.
-56/VÂKIA-11: Ulâikel mukarrebûn(mukarrebûne).
İşte onlar (sabikunlar). Mukarrip (Allah’a yaklaştırılmış) olanlardır.
İnsanlar üç grupta haşrolunacak:
1 - Ashab-ı Meymene,
2 - Ashab-ı Meş'eme,
3- Sabikûn.
Asgâri seviyede kurtuluş Ashab-ı Meymene (yemin sahipleri) için mümkündür. Hangi yemin sahipleri,
-7/A'RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”
Böylece Allah'ın ahdine yeminler ile cevap verilmiştir. Onun Rabliği kabul edilip "ABD" liğe, kulluğa ulaşmak için verilen bu yeminler şöyle hatırlatılıyor.
-36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.
-36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.
İşte bu Allah'a fizik vücudumuzun verdiği ilk yemindir, Kur'ân-ı Kerîmimizde "ahd" adıyla anılmaktadır. Bu kulluğa şu şekilde ulaşılır.
-89/FECR-27: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!
-89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
-89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.
İkinci yemin nefslerimiz tarafından verilmiştir. Kur'ân-ı Kerîmimizde "Yemin" adıyla geçmektedir.
-74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).
-74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.
-74/MUDDESSİR-40: Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.
Meryem Sûresi'nin 71. âyet-i kerîmesinde Rabbimiz herkesin cehennem'e gideceğini cehennem ehli olanların orada (rehin olarak ) kalacaklarını Cennet ehlinin ise Cennet'e gideceğini buyuruyor.
-19/MERYEM-71: Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ(makdıyyen).
Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.
-19/MERYEM-72: Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ(cisiyyen).
Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.
Üçüncü yemin ruhun verdiği yemindir ve Kur'ân-ı Kerîmde misak adıyla geçmektedir.
Rad Sûresi'nin 20. ve 21. âyet-i kerîmelerinde Rabbimiz şöyle buyuruyor:
-13/RA'D-20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.
-13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
İşte bu üç yemin Allah'a verilen yeminlerdir ki, ancak onların yerine getirilmesiyle kişi VAKIA Sûresinde cennetlik olarak nitelenen Ashab-ı Yemin sınıfına girebilir.
9-4- ALLAH'IN DAVETİNE İCABET
Şura Sûresi'nin 47. âyet-i kerimesi;
-42/ŞÛRÂ-47: İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin).
Rabbinize icabet edin (Allah’a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz).
-10/YÛNUS-25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.
-2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
Demek ki: Allah'ın bir daveti var ve irşada davet ediyor. Bu davet üst seviyede bir davettir. Bu hedefe ulaşmak için kulun, Allah'a inanması, Allah'a dünya hayatında mülâki olmaya inanması ve Allah'a dünya hayatında varmayı irade etmesi, istemesi gerekir. İşte kulun Rabbine varmayı dilemesi, davete icabetin başlangıcıdır.
En'am Sûresi 125. âyet-i kerimesi;
-6/EN'ÂM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime (İslâm’a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü’min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.
Rad Sûresi 18. âyet-i kerimesi;
-13/RA'D-18: Lillezînestecâbû li rabbihimul husnâ, vellezîne lem yestecibû lehu lev enne lehum mâ fîl ardı cemîan ve mislehu meahu leftedev bih(bihî), ulâike lehum sûul hısâbi ve me’vâhum cehennem(cehennemu), ve bi’sel mihâd(mihâdu).
Rab’lerine (Rabbinin emrine) icabet edenler için en güzeli vardır. Ve O'na icabet etmeyenler, yeryüzünde olanların hepsi ve bir o kadarı daha onların olsa, onu mutlaka fidye olarak verirlerdi. İşte onlar; onlar için hesabın kötüsü var. Ve onların barınacağı yer, cehennem; ne kötü bir döşektir.
Demek ki, kim davete icabet ederse, en güzele ulaşacaktır yani cennete girecektir. Davete icabet etmeyen ise cehenneme gidecektir.
9-5- NEFS TEZKİYESİ VE ZULÛM YÜKLENMEK
Taha-111,112. âyetlerinde Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.
-20/TÂHÂ-111: Ve anetil vucûhu lil hayyil kayyûm(kayyûmi), ve kad hâbe men hamele zulmâ(zulmen).
Hayy ve Kayyum olan (Allah)’a vechler (herkes), boyun eğdi. Ve zulüm yüklenenler heba (cehennemlik) oldular.
-20/TÂHÂ-112: Ve men ya’mel mines sâlihâti ve huve mu’minun fe lâ yehâfu zulmen ve lâ hadmâ(hadmen).
Ve mü’min (kalbine îmân yazılmış) olarak salih (nefsi ıslâh edici) amel işleyen kimseler, artık zulümden (kendilerine) haksızlık yapılmasından ve (kazandıkları derecelerin) azaltılmasından korkmasınlar.
Hüsrana uğramak nefsin hatasından oluşur ve kişi heba olur, mahvolur.
-91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
-91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.
-91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ.
Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.
Bu âyet-i kerîmeye göre tezkiye olmayan zulüm yüklenmekten kaçamaz.
Mü'min Sûresi'nin 40. âyet-i kerîmesinde de;
-40/MU'MİN-40: Men amile seyyieten fe lâ yuczâ illâ mislehâ, ve men amile sâlihan min zekerin ev unsâ ve huve mu'minun fe ulâike yedhulûnel cennete yurzekûne fîhâ bi gayri hisâb(hisâbin).
Kim seyyiat (şerr, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla cezalandırılmaz. Kadınlardan veya erkeklerden kim amilüssalihat (nefsi ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi) yaparsa işte onlar, (îmânı artan) mü’minlerdir. Onlar, cennete konulacak ve hesapsız rızıklandırılacaktır.
Salih amel işlemek, amilussâlihat işlemek nefsin ıslâhı (tezkiyesi) için gerekli reçetedir ki bu ancak Allahû Teala'nın emri doğrultusunda hareket eden birisi tarafından verilebilir. Bu itibarla Araf Sûresi'nin 35. âyet-i kerîmesinde Rabbimiz bütün insanlığa sesleniyor.
-7/A'RÂF-35: Yâ benî âdeme immâ ye’tiyennekum rusulun minkum yekussûne aleykum âyâtî fe menittekâ ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Ey Âdemoğulları! Sizin içinizden, size âyetlerimi anlatan (kıssa eden) resûller geldiği zaman, bundan sonra kim takva sahibi olur ve nefsini ıslâh ederse (nefs tasfiyesi yaparsa), artık onlara korku yoktur. Ve onlar mahzun da olmazlar.
Takva sahibi olmak ve nefsini ıslâh etmek, tezkiye etmek aynı kademenin işaretleridir. Cennete girmek de bu kademeye ulaşmakla mümkündür.
9-6- HİDAYET
9-6-1- ALLAH'A VE ŞEYTANA ULAŞTIRAN YOLLAR
Rabbimiz, hidayeti; ulaşma, varma, vasıl olma anlamında iki istikamette beyan buyurmuştur. Kur'ân-ı Kerîm boyunca;
1- Allah'ın yoluna ve Allah'a hidayet olma,
2- Cehennem yoluna ve şeytana hidayet olma, söz konusudur.
-76/İNSÂN (DEHR)-3: İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ(kefûran).
Muhakkak ki Biz, onu (Allah’a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah’a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah’a ulaşmayı dilemez) küfreden olur.
Görülüyor ki, hidayet veya dalâlet yolunu seçmek kulun dilemesine bağlıdır. Birincisi, sıfirdan pozitif istikamette Allah'a kadar ulaşan yol olan Sırat-ı Müstakiym yoludur. İşte bu yol Allah'a hidayet eder, ulaştırır. Ve bu yol (Sırat-ı Müstakiym) Allah'a ulaşır ve Allah'ta son bulur.
-53/NECM-42: Ve enne ilâ rabbikel muntehâ.
Ve münteha (sonunda dönüş), mutlaka Rabbinedir.
Hac Sûresi'nin 67. âyet-i kerîmesinde:
-22/HACC-67: Li kulli ummetin cealnâ menseken hum nâsikûhu fe lâ yunâziunneke fîl emri ved’u ilâ rabbik(rabbike), inneke le alâ huden mustekîm(mustekîmin).
Ve Biz, bütün ümmetler için mensek (tek bir şeriat) tayin ettik. Onlar, onunla (o şeriatle) amel ederler (etsinler). Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler (çekişmesinler). Sen, Rabbine davet et.
Muhakkak ki sen, mutlaka mustakîm (Allah’a doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin.
İkincisi, sıfırdan negatif istikamette şeytana kadar ulaşan yol olan sıratılcehiym yoludur.
-37/SÂFFÂT-22: Uhşurûllezîne zalemû ve ezvâcehum ve mâ kânû ya’budûn(ya’budûne).
Zulmedenleri ve onların eşlerini (zevcelerini) haşredin (biraraya toplayın)! Ve onların tapmış oldukları şeyleri (de).
-37/SÂFFÂT-23: Min dûnillâhi fehdûhum ilâ sırâtıl cahîm(cahîmi).
Allah’tan başka (taptıkları). Artık onları cahîm (cehennem) yoluna hidayet edin (ulaştırın).
Buradan Rabbimizin emrettiği hidayetin "Hüden Müstakiym" olduğunu anlıyoruz. En'am Sûresinin 71. âyet-i kerimesinde de;
-6/EN'ÂM-71: Kul e ned’û min dûnillâhi mâ lâ yenfeunâ ve lâ yadurrunâ ve nureddu alâ a’kâbinâ ba’de iz hedânâllâhu kellezîstehvethuş şeyâtînu fîl ardı hayrâne lehû ashâbun yed’ûnehû ilel hude’tinâ, kul inne hudallâhi huvel hudâ, ve umirnâ li nuslime li rabbil âlemîn(âlemîne).
De ki: “Bize fayda ve zarar vermeyen Allah’tan başka şeylere mi dua edelim? Bizi Allah’ın hidayete erdirmesinden sonra, yeryüzünde şeytanların kandırıp, şaşkın bıraktığı arkadaşlarının “bize hidayete gel” diye çağırdığı kimse gibi topuklarımızın üzerinde geriye mi döndürülelim?” De ki: “Muhakkak ki; Allah’a ulaşmak, o, hidayettir ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.”
Demek ki, hidayet, Allah'a ulaşmaktır. Allah'a insan ruhu ulaşacaktır ve O'na teslim olacaktır. Ayrıca fizik vücudun da nefsin de Allah'a tesliminin hidayet olduğu açıklanmaktadır.
9-6-2- MÜRŞİDİN GÖREVi
-32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
Allah'ın emri ile Allah'a ulaştıran ve Allah'a teslim eden imamlar...
-18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah’ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
Buradan da mürşid olmadıkça dalâlete düşüleceği ortaya çıkıyor.
Ayrıca, Rabbimize ulaşıp (hidayet olup), teslim olmak için mutlaka mürşid aranacağına dair Allah (C.C.) Kur'ân-ı Kerîmimizde açıklamada bulunuyor.
-72/CİNN-14: Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn(kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrev raşedâ(raşeden).
Ve gerçekten bizden, (Allah’a) teslim olanlar da var ve bizden kasitun (kalpleri kasiyet bağlamış) olanlar da var. Artık kim (Allah’a) teslim olmuşsa (ruhunu teslim etmişse) işte onlar, irşad olmayı (nefsin ve iradenin teslimini) arayanlardır (dileyenlerdir).
Görülüyor ki, Allah'a teslim olmak ve vasıl olmak mürşide teslim olmakla başlar. Bu teslimler yapılırsa o kişi için cennet söz konusu olur.
9-7- ASR SÛRESİ
9-7-1- ÂMENÛ OLMAK
-103/ASR-1: Vel asrı.
Asra yemin olsun.
-103/ASR-2: İnnel insâne le fî husrin.
Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır.
-103/ASR-3: İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr(sabrı).
Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah’a ruhu ulaşıp Hakk’ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç.
İnsanların büyük bir kısmı gerçekleri bilmedikleri için heveslerine tâbî oldukları için hüsrandadırlar. Ancak, âmenû olanlar müstesnâ.
ÂMENÛ OLMAK; Allah'ı ulaşılması gereken bir sığınak kabul etmekle başlar. Mü'min olmakla, 1 inci, 2 inci, 3 üncü teslimlerle devam eder ve salâh kademesini de kapsar. Bakara Sûresi 46. ayet-i kerîme;
-2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
Sahihi Buhari'de (47. hadis) Peygamber Efendimiz (SAV)'e beyaz elbiseli biri geliyor ve "İmân nedir?" diye soruyor. Peygamber Efendimiz (SAV); "Allah'a, Resûllerine, Allah'a mülâki olmaya, kitaplarına, meleklerine, kıyametten sonra BA'S olunmaya inanmaktır." diye cevap veriyor. Böylece âmenû olmak, Rabbine bu dünya hayatında ulaşmaya inanmakla başlar. Ve kişi Allah'a ulaşmak için "vesile" arar.
-5/MÂİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihî leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
Bu vesile sayesinde onu hidayete ulaştıracak olan devrin imamına tabi olun.
-32/SECDE-24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
9-7-2- SALİH AMEL İŞLEMEK
Nefsin ıslâhı, tezkiyesi için yapılan ameldir. Tezkiye ile görevli kılınanlar tarafından, Allah'tan alınan emirler doğrultusunda verilen reçeteye göre nefs tezkiye edilir. Secde 24'deki "emrimizle hidayete ulaştıran imamlar" dan murad işte budur.
-18/KEHF-110: Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya’mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ(ehaden).
De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.”
Rabbe ulaşmak ise, Fatır Sûresinin 18.ayet-i kerîmesine göre, tezkiyeyle, salih amel, ıslâh edici amel, nefsi tezkiye edici amel işlemekle mümkündür. Bu görevle vazifelendirilmiş her devirde resuller vardır.
-3/ÂLİ İMRÂN-164: Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
9-7-3- HAKKI TAVSİYE ETMEK
Hakk'ı tavsiye etmek, Hakk'a ulaşanların tavsiyesidir. Allah'a ulaşamayanlar başkalarına tavsiye edemeyeceklerine göre, bu kişiler Hakk'a ulaşmış olanlardır.
Nebe Sûresi'nin 39. âyet-i kerîmesinde;
-78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk’a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah’a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm’i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah’a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.
Araf Sûresi'nin 181. âyet-i kerîmesinde;
-7/A'RÂF-181: Ve mimmen halâknâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn(ya’dilûne).
Ve yarattıklarımızdan bir ümmet vardır ki, Hakk’a (Allah’a) ulaştırırlar ve onunla adaletle hükmederler.
Hakk'a hidayet ise Allah'ın tayin ettiği yetkililer tarafından gerçekleştirilmektedir. Hakk'a ulaşmış olanlar da, Hakk'a ulaştıranlar da Hakk'ı tavsiye edenlerdir.
9-7-4- SABRI TAVSİYE ETMEK
Kim sabredenlerden olmuşsa ancak onlar sabrı tavsiye edebilirler. Sabra nasıl ulaşılır? Nahl Sûresinin 127. âyet-i kerîmesinde şöyle buyuruluyor :
-16/NAHL-127: Vasbır ve mâ sabruke illâ billâhi ve lâ tahzen aleyhim ve lâ teku fî daykın mimmâ yemkurûn(yemkurûne).
Sabret! Senin sabrın sadece Allah iledir (Allah’ın tasarrufu iledir). Onların yüzünden mahzun olma ve onların kurdukları tuzaklar sebebiyle sıkılma (sıkıntı içinde olma).
Sabır Allah'ın yardımıyla oluştuğuna göre Allah'ı çok çağırmakla, Allah'ı çok zikretmekle sabır sahibi oluruz. Gerçek sabır sahipleri ise daimî zikrin sahipleridir.
-41/FUSSİLET-35: Ve mâ yulakkâhâ illellezîne saberû, ve mâ yulakkâhâ illâ zû hazzın azîm(azîmin).
Ona (kötülüğü iyilikle karşılama hasletine), sabredenlerden ve hazzul azîm (en büyük haz) sahiplerinden başkası ulaştırılmaz.
Günün Ayeti
Mu'minun, - 58-60
